Soykırım

From Wikiversity

Jump to: navigation, search
This page has been nominated for cleanup for the following reason:

Major work needs to be done to reformat this article.
Please edit this page to improve it. See this module's talk page for discussion.

Soykırım/jenosit/genocide kavramının kökeni Yunanca ve Latinceye dayanmaktadır. “Genos” Yunanca’dan gelmekte ve kavim manasını ifade etmektedir. “Cid” ise latince “caedere” yani öldürmek fiilinden alınmıştır. Bu suretle genocide teriminin etimolojik anlamı “kavim öldürmek”tir denebilir.

“Genocide” kavramı ilk kez Polonyalı hukukçu, Raphael LEMKIN tarafından 1944 tarihli “Axis Rule in Occupied Europe: Laws of Occupation – Analysis of Government – Proposals for Redress” isimli eserde kullanılmıştır. Bu eserinde Nazilerin 2.Dünya Savaşı ve öncesindeki icraatlarından hareketle bir soykırım tasniflendirmesi yapmıştır.

Ancak LEMKIN, bu eserinden yıllar önce 1933 yılında Madrit’te toplanan Birleşmiş Milletler Ceza Hukukunun Birleştirilmesi Toplantısına sunduğu tebliğinde soykırım kavramına zemin hazırlayacak görüşlerini ortaya koymuştur. LEMKIN şöyle demektedir:

“İki tür uluslararası suç yaratılmalıdır. Bunlardan ilki sosyal toplulukların imhasına yönelik işlenen eylemleri tanımlayan barbarlık suçu, diğeri ise bu grupların kültürel ya da sanatsal eserlerini tahribe yönelik eylemleri tanımlayan vandalizm suçu".

Lemkin’e göre yeni düşünceler yeni kavramlar gerektirir. Burada genocide ile anlatılmak istenen bir ulusun ya da etnik grubun imhasıdır. Önceden hazırlanmış bir planın uygulanmasının neticesi olan fiillerle, bir ulusal grubun temel yaşamsal kurumlarının, o grubun yok edilmesi amacıyla tahrip edilmesi niyeti önemlidir. Bu planın amacı siyasi ve sosyal kurumların parçalanması, kültürel, dilsel, ulusal duygular, dinsel nedenler, ulusal grubun ekonomik varlığı ve bu tür gruplara bağlı bireylerin güvenliğine, özgürlüğüne, sağlığına kısaca hayatlarına karşı saldırı düşüncesi olabilir. Genocide fiili, burada kişilerin varlıklarına değil, tümüyle bir ulusal gruba mensup oldukları için işlenmektedir. Soykırım’ın iki görünümü vardır. bunlardan birincisi baskı altındaki ulusal grubun dokusunun/değerlerinin tahribi, diğeri ise baskı yapanın kendi ulusal dokusunu/değerlerini empoze etme çabasıdır. Bu çaba, baskı altındaki grubun yalnızlaştırılması şeklinde olabileceği gibi, nüfusun yer değiştirilmesi ve baskı yapanın kendi vatandaşlarıyla iskan edilmesi olabilir.

Lemkin'e göre soykırım çeşitleri:

Siyasi Soykırım Sosyal Soykırım Kültürel Soykırım Ekonomik Soykırım Biyolojik Soykırım Fiziksel Soykırım Dinsel Soykırım Ahlaki Soykırım


1. Siyasi Soykırım Almanlar, Batı Polonya, Eupen, Malmedy, Moresnet, Lüksemburg ve Alsace-Lorraine birleştirilmiş bölgesinde, yerel yönetim kurumlarını lağvedip yerine kendilerine has yönetimler kurmuşlardır. Geçmişteki ulusal karakteri hatırlatan tüm izler silinmiştir. Ticari işaretler, binalardaki yazıtlar, cadde, sokak, topluluk ve yöre isimleri Almanca’ya çevrilmiştir. Almanca olmayan isimleri bulunan Lüksemburg vatandaşlarının mümkünse bu isimlerin Almancalarını yok eğer mümkün değilse onun yerine yeni bir Almanca isim almaları buyurulmuştur. Eğer Alman kökenlilerse ve soyadları Almanca değilse bu halde soyadlarını da değiştirmeleri gerekmiştir. Bunları zamanında yerine getirmeyenler ise cezalandırılmış ve bunun yanında kendilerine Alman isimleri de konmuştur. Ulusal birliğe zarar vermek amacıyla, Norveç ve Hollanda’nın Mussert bölgesinde Nasyonel Samling Partisi gibi, Nazi Partisi organizasyonları kurulmuş ve yerel halktan üyelere ayrıcalıklar tanınmıştır. Diğer siyasi partiler feshedilmiştir. Ayrıca bu Nazi partilerine mahkemelerce özel bağışıklıklar sağlanmıştır. İşgal altındaki bölgelerde Alman ulusal dokusunu yerleştirmek için kolonizasyona gidilmiş ve özellikle bu Batı Polonya’da gerçekleştirilmiştir. Çeşitli yerlerden getirilen Alman yerleşimciler Polonyalı nüfusun yurtlarından edilmesiyle buralara yerleştirilmişlerdir. Yerleşimciler Polonyalıların evlerine yerleşmiş ve buralarda vergi muafiyeti gibi ayrıcalıklar kazanmışlardır.

2. Sosyal Soykırım

Sosyal alandaki dokunun tahrip edilmesi yerel hukukun ve yerel mahkemelerin ilgası ve yerine Alman hukukuyla mahkemelerinin konulması ve hukuk dilinin Almancalaştırılması ile gerçekleştirilmiştir. Bir ulusun sosyal yapısı onun ulusal gelişimiyle ilişkilidir bu anlamda Almanlar ulusal ve manevi kaynakları zayıflatmak için bazı değişiklikler yapmışlardır. Bu saldırıların merkez noktası Nazileştirme politikalarına karşı en büyük direnişi organize eden ve ulusal liderliği elinde tutan aydınlar olmuştur. Bu özellikle Polonya ve Slovenya için doğrudur zira buralardan Alman çalışma kamplarına bir çok aydın ve ruhban sınıfına mensup kişi zorla gönderilmiştir.

İşgalcilerin Polonya’daki eğilimi, işçi ve köylü sınıfını elinde tutmak iken işgal altındaki batı ülkelerinde sanayicilerin kalmasına, yerel endüstrinin Alman ekonomisine uyum sağlaması için izin verilmiştir.

3. Kültürel Soykırım

    İşgal altındaki bölgelerde yerel halkın kendi dilini konuşması ve matbuat hayatında bunu kullanması yasaklanmıştır. 1940 yılında Lüksemburg’da eğitim dili Almanca olarak değiştirilmiştir. İlk okullarda Fransızca öğretilmesi yasaklanıp ancak ortaokul aşamasında izin verilmiştir. Buralara Alman öğretmenler atanarak eğitim Nasyonal Sosyalist ilkelere göre yapılmıştır. Polonya’da gençlerin sanat okullarına devam etmeleri engellenip ağırlıklı olarak meslek okullarına yönlendirilmişlerdir. Çünkü, işgalciler sanatın, Polonya ulusal bağımsızlık düşüncesini geliştireceğine inanıp gençlerin meslek eğitimi alarak Alman endüstrisinin işçileri olmasını istemişlerdir.

Sanatçılara faaliyetlerini sürdürebilmek için bir izin belgesi alma zorunluluğu getirilmiştir. Tüm bu aktiviteler Reich Kültür Odası’nca denetlenmiştir. Halkın sanatsal faaliyetlerden yararlanması engellenmiştir. Özellikle Polonya’da ulusal yapıtlar tahrip edilmiş, kütüphaneler, arşivler, müzeler ve sanat galerileri taşınmıştır.

4. Ekonomik Soykırım

     Bir ulusal grubun ekonomik varlığının görünümü olan kurumların tahribi onun gelişimini engellemekte hatta geriye götürmektedir. Hayat standartlarındaki düşüş kültürel-manevi gereksinimlerin yerine getirilmesini engellemektedir. Üstelik, ekmek kavgası ve hayatta kalma mücadelesi genel ve ulusal alanlarda düşünmeyi engelleyebilir. 

Polonya’da da bu yapılmıştır. Polonyalıların elindeki ekonomik kaynaklar Almanların eline verilmiştir. Bunun sonucu olarak Polonyalılar fakirleşirken Almanlar zenginleşmiştir. Bu da büyük ölçüde Polonyalıların mülklerinin Almanların kontrolüne geçmesiyle olmuştur. Örneğin Polonyanın en büyük bankasına el konularak mevduat ülkedeki Alman unsurlarına pay edilmiştir.

5. Biyolojik Soykırım

     Kan bağı bulunmayan işgal altındaki ülkelerde nüfusun azaltılması politikası izlenmiştir. Bu politikayı gerçekleştirmek için kullanılan metotlardan en başta geleni kan bağı olmayan ulusal grupların doğum oranlarını düşürmek aynı zamanda bu ülkelerde yaşayan Almanların çoğalmaları için teşvik edilmeleridir. Bu sebeple örneğin Polonya’da iki Polonyalının evlenmesi için bölgenin Alman yöneticisinden izin alması gerekmekteydi.

İstenmeyen grupların doğum oranlarında düşüş, erkelerin ve kadınların zorla çalışma kamplarına gönderilmeleri marifetiyle sağlanmak istenmiştir. Bununla beraber bu ayırımcılık sebebiyle doğum oranları düşerken beslenme çağında olan çocukların gelişimi de sağlıksız bir şekilde oluyordu.

6. Fiziksel Soykırım Ulusal grupların fiziksel olarak zayıflatılması ve yok edilmesi işgal altındaki ülkelerde şu şekillerle gerçekleştirilmiştir:

a. Beslenmede ırksal ayırımcılık: İşgal altındaki ülkelerde besinlerin paylaştırılması/karneye bağlanması ırksal temellere göre oluyordu. Reich’in bakanlarından Göring, “Besin bakımından Almanlar diğer insanlardan daha önce gelir” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bu program doğrultusunda savaş öncesinde besin dağılımında Alman nüfusun payı yüzde 93 oranındaydı. Örneğin Almanya’da etle beslenme oranı yüzde 100 iken, bu oran, Fransızlar için yüzde 51, Sırplar için yüzde 36, Polonyalılar için yüzde 36, Slovenler için yüzde 29, Yahudiler için ise yüzde 0 idi. Besin oranlarındaki bu ırksal ayırımcılık, sağlık koşullarını bozarken ölüm oranlarında da bir artışa neden oldu. Varşova’da anemi hastalığı Polonyalılar arasında yüzde 113 artarken, Yahudiler arasında yüzde 435 artmıştır.

b. Sağlığın tehlikeye sokulması: İstenmeyen gruplar özellikle Polonya’da sağlığın ve yaşamın korunması için gerekli temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılmıştır. Bu metotla kışın sıcak tutan kıyafetlere ve battaniyelere resmen el konulmuş, odun ve ilaç verilmesi sona erdirilmiştir. Bunun yanında Yahudi gettolarında zor şartlar altında evlere hapsedilen kalabalık nüfusun, açık alanlardan yararlanıp temiz hava almaları da yasaklanmıştır. Alınan bu önlemler özellikle çocuklar arasında hastalıkların artmasına neden olurken binlerce Polonyalının kış aylarında kötü koşullarla kamplara nakledilmesi de birçok kişinin ölümüne sebep olmuştur.

c. Kitlesel Adam Öldürmeler/İmha: Kitlesel imha, işgal altındaki topraklarda özellikle Polonyalılara, Ruslara, Yahudilere ve bu topraklarda yerleşik olarak yaşamayan gruplara uygulanmıştır. Bunların arasında en çok Yahudiler gettolarda ya da özel trenlerle bilinmeyen varış noktalarına götürülerek öldürülmüştür. Amerikan Yahudi Kongresi raporlarına göre işgal altında öldürülen Yahudi sayısı 1,702,500’dür.

7. Dinsel Soykırım Nüfusun büyük oranda Katolik olduğu ve dinin ulusal hayatta özellikle eğitim alanında etkili olduğu Lüksemburg’da, işgalciler bu ulusal ve dinsel etkiyi tahrip etmeye çalıştılar. 14 yaşından büyük çocuklara yasayla dinsel inancını terketme izni verildi. İşgalciler, bu çocukları Nazi örgütlenmelerine sokmayı tasarlıyordu. Bu çocukların toplumsal kınanmadan korunması için de bir yasa çıkarılarak bunların dinsel inançlarından ya da cemaatlerden ayrılmalarıyla ilgili yayın yasağı getirilerek 15,000 Reich Mark’a varan cezalar öngörülmüştür. Aynı şekilde Polonya’da kilise malları sistematik bir şekilde yağmalanmış ve zarar verilip, ruhban sınıfına mensup kişiler takibata maruz kalmıştır.

8. Ahlaki Soykırım İşgalciler, ulusal grubun manevi direncini zayıflatmak için bu gruplar içinde ahlaki çöküntüye yol açacak hareketlere giriştiler. Bu plana göre, grubun akli enerjisi içgüdülere yönlendirilmeli ve bu surette ahlaki ve ulusal düşünceler saptırılmalıdır. Planın gerçekleştirilmesi için önemli olan, ucuz bireysel arzuların yüksek ahlak anlayışından kaynaklanan kollektif duyguların ve ideallerin yerini almasıydı. Bu yüzden, işgalciler, Polonya’da pornografik yayınlar ve filmlerin yerleşmesi için çaba harcadılar. Besin fiyatları sürekli yükselirken, alkolün fiyatı düşük tutularak, kullanımı teşvik edilmiştir. Ayrıca sokağa çıkma yasağı Polonyalılar için eğer Almanlar tarafından izin verilen bir kumarhaneye giriş bileti varsa hafifletiliyordu.

SOYKIRIM KAVRAMININ YANINDA KİTLESEL ÖLDÜRMELERDE KULLANILAN DİĞER KAVRAMLAR

Holocaust Yunanca “holokauston-λόκαυστον ” kelimesinden gelmektedir. Anlamı Tanrı’ya kurban etmek amacıyla tamamen (holo-λον )yakmaktır (kaustos-καυστον ). Eski Yunan ve Roma pagan ritüellerinde Tanrı’ya kurban edilecek hayvanların yakılarak sunulması anlamındadır. Nazi Rejiminin Yahudilere karşı giriştiği eylemler için kullanılır. 1950’li yıllarda ilk kez literatürde görülmüştür.

Shoa (שואה)(Shoah-Sho'ah) İbranice “yangın, ateş” anlamına gelen kelime dinsel sebeplerle, Yahudiler tarafından soykırımı tanımlamak için kullanılır. The Bible Society in Turkey’in Tevrat çevirisi: “Sonra Tanrıya yakmalık sunu ve kurbanlar getirdi. Harun’la bütün İsrail ileri gelenler, Musa’nın kayınbabasıyla Tanrı’nın huzurunda yemek yemeye gittiler” (Exodus (Mısır’dan Çıkış) 18-12) Aynı ayet, New American Bible’da “Then Jethro, the father-in-law of Moses, brought a holocaust and other sacrifices to God, and Aaron came with all the elders of Israel to participate with Moses' father-in-law in the meal before God”, New International Version da ise "Then Jethro, Moses' father-in-law, brought a burnt offering and other sacrifices to God, and Aaron came with all the elders of Israel to eat bread with Moses' father-in-law in the presence of God”. şeklinde tercüme edilmiştir.

Pogrom (погром); Rusça "громить” kökünden gelir.Belirli bir özelliği ile diğerlerinden ayrılan genelde azınlık gruplarına karşı girişilen ve kitlesel ölümlere yol açan kalkışma veya saldırma anlamında kullanılır. 9 Kasım 1938 tarihinde Almanya ve Avusturya’da ülke çapında Yahudiler’in işyerlerine karşı gerçekleştirilen saldırılara genel anlamda Die Kristallnacht (Kristal Gece-Kırık Camlar Gecesi) ismi verilirken bunun yanında Die Pogromnacht ismi de verilmektedir.

Etnik Temizlik (etničko čišćenje) Sırpça-Boşnakça ve Hırvatça’dan İngilizce’ye geçmiş bir kavram olup, 1990’lı yıllarda Eski Yugoslavya topraklarında gerçekleşen katliamlar için kullanılmıştır. Uluslararası Adalet Divanı ve ICTY kararlarında soykırım suçunun unsurlarını taşıdığı ölçüde soykırım kabul edilmektedir. 1940’lı yıllarda Hırvat ve Sırpların “sınır temizliği”, “Sırp olmayan unsurlardan temizleme”, “Hırvatistan’ı istenmeyen unsurlardan temizleme” gibi ifadeleri kullandığı bilinir. Nazi Almanyası’nda benzer bir kavram olarak karşımıza “judenrein” çıkar. Yahudilerin temizlenmesi anlamına gelir.

Otosoykırım (Autogenocide) Bir ülkenin vatandaşlarının, kendi hükümeti veya vatandaşların mensup olduğu topluluk tarafından öldürülmesini tanımlayan kavram. Kamboçya’da 1970’li yıllarda Khmer Rejimi tarafından “ötekiler” olarak isimlendirilen grupların imhasını anlatmak için ilk kez Edward Herman tarafından “A Cambodian Odyssey” isimli kitapta kullanılmıştır.

Personal tools